
KIM KITSURAGI
- konuşma
- 402
- Yerler
- 16
Diyaloglar
402- Bir keskin nişancının atışı yapmak için burayı kullandığını gösteren bir ibare var mı…
- Teğmenin turuncu ceketli tanıdık silüetini görüyorsun. Acıdan dolayı önce çift, sonra…
- Teğmenin belgelerinin tamamlanmamış parçaları. Bu soruşturma ve yakın zamandaki diğer…
- "Herkesin hayatını siktiğim için özür dilerim. Not: Onu ben öldürmedim. 2. Not: Yukarıya…
- Burada yaşanan çatışma izlerinin üstü grafitiyle kaplanmış. Kan ve ağır yakıt kokusu var.
- Dağınık saçlı oğlan taşa tekme atıyor, diğeri de izliyor.
- Dururken ayaklarının altındaki kuru otlar çatırdıyor. Uzaklarda sakin suyun üzerinde…
- Paslı zincir okyanusa giriyor, adayı kıyıdaki ikmal deposuna bağlıyor.
- Depoyu koruyan eski bir kapı, doğal olaylar tarafından yıpratılmış. Rüzgâr, önünde kum…
- "Yakıt... Bu işe yarar..."
- IHM mi? Bu nedense tanıdık geliyor...
- Silindir şeklindeki eski jeneratör yakıt kapağı açık şekilde duruyor. Yan tarafından yere…
- Kirli, eski bir yaylı yatak köşede duruyor.
- Karton kapaklar, seri fantastique'ler ve dedektif hikâyeleri, "Hayvan Maceraları", bir…
- Ağır metal kapı olduğu gibi duruyor, abisiyle iç içe sıkıca kapanmış.
- Loş bir altın renkli parıltı konsola hayat veriyor. Hayalet ışık gibi, epey sönük…
- Tavanın sadece yarısını kapattığı beton levhanın üstünde, yağmurdan sırılsıklam olmuş bir…
- Yaşlı adam sazlara bakıyor. Suratında hiç ifade yok... Sadece yüz hatlarında rüzgârdaki…
Notlar
461- Teğmen, hızlı ve kuru bir tonla "Şahsi meselelerinin konumuzla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum, dedektif bey," diyor.
- "Söz veriyorum, bu manzarayı daha fazla görmek zorunda kalmayacaksınız. Çok geçmeden döneceğiz." Ayrılmak için arkasına dönüyor.
- "Haklıymışsınız, dedektif." Teğmen başını sportmence sallıyor. "Adam gerçekten de Occident'lıymış."
- "Yine bildiniz, dedektif." Teğmen, sanki hanene puan yazıyormuş gibi mavi kalemini sana doğru sallıyor.
- Teğmen, hızlı, kuru ve rahatsız bir tonla "Şahsi meselelerinin konumuzla bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum, dedektif bey," diyor.
- "Bu amatörce." Tekrarlıyor: "Benimle bilgi paylaşmamak amatörce."
- Kim... Ne... İnanmıyorum, size yalan söylemiş! Sevgilisini gerçekten de öldürmüş ve herkese başka bir yalan söylemiş olabilir! Hiç de açık sözlü değil. Sürek…
- Teğmen sana yan bir bakış atıyor.
- "Ne tür bir mucize?"
- Teğmen geriye doğru kısa bir adım atıyor. Alevlerle aydınlanmış yüzüne bakıp sessizce başını sallıyor. Sonra ateş titreyerek sönmeye başlıyor...
- "Hiç. Ne oldu? Kötü sözleri nerede duydunuz? Sahilde birinden mi? Radyodan mı?"
- "Susun." Teğmen dirseğiyle kaburgalarına vuruyor, sonra oğlana dönüyor...
- Başıyla onaylıyor. Hatta gülümsüyor.
- "Hayır." Onun suratını pek böyle göremezsin.
- Nefesini tutarak fazmite doğru yavaşça iki adım atıyorsun. Yaratık bir dizi düşük frekanslı tıkırdama sesleri çıkarıyor, kırlangıç sesleri gibi kafanda yankı…
- "Öyleler." Teğmen jant kapaklarına bakarak iç geçiriyor. "Onları delil olarak sunacaktım ama hüküm giydirmek için gerekli değillerdi. Sonra da geri istemedi."
- Revachol'da başka bir yerde, teğmen de şu anda radyosunu açtı. Tek başınayken kendini gülümsemekten alıkoymaya çalışmıyor bile.
- "Ama sen nefret dolusun. Böyle boktan muhabbetlere vaktim yok. Başka bir şey var mı, yoksa artık kapatabilir miyim?"