
Diyaloglar
503- Evet, elbette. İşte şimdi doğru yoldayız...
- Dur... Yo, bu güruhla ilgili tuhaf bir şeyler seziyorum...
- "Merhaba, canım. Nasılsın?" Sesi yorgun gibi.
- Önceden olduğu gibi, demirden bir kepenk gözlerinin önünde kıvrılıyor. Odanın yarısını…
- Eski soba, mavi ve kırmızı kalem ile çizilmiş çizgilerle dolu. Şema, bembeyaz bir tendeki…
- Eğrilmiş metaller, kırılmış camlar... Geçtiğin yollar, öteberinin kırık formlarıyla…
- "Jandarmeriya! Beni bulmuşsun." Genç adam sana mutlu bir şekilde gülümsedikten sonra…
- Sağlam bir metal kapı, apartmanın güneybatı girişini koruyor. Kilitli.
- "Bir dakika..." Süpürgeli teyze hâlâ nefes almakta zorlanıyor.
- "Tekrar merhaba, jandarm."
- Ortalık yine korkunç bir sessizliğe bürünmüş, sanki biri o duvarların dışındaki bütün…
- Marketin duvarına dizili duran rengârenk sigara paketleri ve içki şişeleri seni daha da…
- "Ne oldu?" Kollarını kavuşturarak sabırsızlandığını gösteriyor.
- Masanın üzerinde açık bir telefon rehberi duruyor. Rehberin altında faturalar var. Hemen…
- Sıcaklık değişiyor. Etrafındaki hava serinliyor. Taş zeminin üzerine toz taneleri düşüyor.
- Burada ne olmuş?
- Bu herhangi bir beş köşeli yıldız değil; geyik boynuzundan bir çembere oturtulmuş, ters…
- Diğerlerinden hiçbir farkı olmayan bu taş, sulu kar ve cıvık çamurdan oluşan balçığın…