Efsanevi · ŞEHRİN FISILTISI ≥ 8
MİKROFON BİR HİÇ. BUNUN MİKROFONLA ALAKASI YOK.
Düşünce etkilerinden önce; başka diyalog koşulları geçerli olabilir.
681 · Beceri replikleri
MİKROFON BİR HİÇ. BUNUN MİKROFONLA ALAKASI YOK.
La Delta'nın şehir merkezinde, modern bir iş yemeği mekânı olan Les Fruits de Fond'un terasında istiridyeyle dolu masada bardaklar tokuşturuluyor. Biri ne yiyeceğine karar veremiyor. Biri ona ceviche öneriyor. Biri elini siper ederek koyun karşısını görmeye çalışıyor...
O giderken rüzgâr şiddetleniyor, sanki güneş, parlaklığını yitiriyor... Uzaklardaki Feld Elektrik Ar‑Ge binasının parçalanmış silüeti seni çağırıyor.
O giderken rüzgâr şiddetleniyor, sanki güneş, parlaklığını yitiriyor... Uzaklardaki Feld Elektrik Ar‑Ge binasının parçalanmış silüeti seni çağırıyor.
Hayır. Kömür Şehir daha kötü. Alazlanmış bir uzuv gibi. Pürüzsüz, kara sokaklarına yağmur yağıyor. Bir de Jamrock'ın kalbinde Yanmış Bölge var... Kitabevi soğuk mu, yoksa sana mı öyle geliyor?
Revachol Hükümdarlığı, senden uzağa doğru yayılıyor. Yarıçapı 80 kilometre. Yine de bu isolanın baş tacını görmek neredeyse imkânsız.
Uğultular, iskeleyi tuz ve yağmur yıkarken kadim bir sıcaklık derinin altında geziyor.
Gümüş gibi balıkların gazeteler üstüne istiflendiği, geniş bir çatı altına dizili tezgâhlar. Su, her yerde su var... göklerden dökülüyor, eski kilisenin gölgesinde.
Tüm bedenini bir ürperti alıyor. Soğuğu hissediyorsun. Geçmek bilmez bir üşüme...
Ufak bir kâğıt parçası Martinaise'in üzerinde dans ediyor. Sahile vuran yavaş dalgaların, savaşta harap düşmüş evlerin ve yeni batiments nouveau'ların üzerinde, yağlı ve ıslak saçlarıyla yukarıyı izleyen senin üzerinde dans ediyor...
Uzaktaki sokakların ve 8/81'in üzerinde, eski balık pazarı ve kilisenin bile üzerinde... Somut varlığı kayboluyor. Bu büyük şehir, onu senin için saklayacak. Kendi iyiliğin için, unut...
Dışarıda, soğuk bir rüzgâr binayı bağrına basıyor. Rüzgârda kar taneleri var. Yaşlı bir kadın, yerli halkın Lanetli Ticaret Bölgesi dediği yeri geçiyor. Kitabevinin camlarına bakmamak için kendisini zor tutuyor. Akıllıca olmaz.
Esperance Nehri'nde bir adada, bir deri bir kemik kalmış ufak bir kadın, ses ekipmanlarıyla dolu odasında oturuyor. Numaralı lenslerinden binlerce minik ışık geri yansıyor, tıpkı karanlıktaki yıldızlar gibi.
Dört bir yanında yağmur damlaları düşmeye devam ediyor. Üzerinde durduğu ahşap iskeleye, etrafındaki sulara...
Bir esinti yelkenlerden sıyrılıp saçlarını çekiştiriyor. Aşağıda teknenin gösterişli, balığı andıran gövdesi suları ayırıyor. Daha da altında çınlayan bir karanlık. Bir şeyi hatırlıyorsun, ya da birini...