Kız pazara doğru giderken ağlamaya başlıyor. Vahşi bir buz ayısı, dondurma dolabını koruyor! Potansiyel müşterileri uzaklaştırmak için pençelerini kaldırmış.
Bünye
Düşünce etkilerinden önce; başka diyalog koşulları geçerli olabilir.
681 · Beceri replikleri
Kız pazara doğru giderken ağlamaya başlıyor. Vahşi bir buz ayısı, dondurma dolabını koruyor! Potansiyel müşterileri uzaklaştırmak için pençelerini kaldırmış.
Annesi koşarak kızı sakinleştirmeye gidiyor ama Fifette artık dondurma istemiyor, sadece eve gitmek istiyor. Onlar meydandan ayrılırken ayı onlara dik dik bakıyor. Ani bir rüzgâr paketlerden birini hüngür hüngür ağlayan kızın yanından uçuruyor...
Bir zamanlar, bir yaz gününde beş yaşındaki Fifette annesinin elini bırakıp zıplaya zıplaya meydanın karşısındaki dondurma tezgâhına giderken ceplerindeki bozuk paralar şakırdıyor.
Labirent gibi yolları görmezden gelebilirsin ama onlardan asla kurtulamazsın... Ruhunun içine işlemişler.
Eski-Eski Güney var. Revachol'un en uçları. Parsellenmiş tarlaların içinden, Esperance Nehri'nden yukarı, Monte-Martin'e... Oradan da sınıra.
Yol kayboluyor, bu sadece bir serap... Karşında üzgün bakışlı bir kamyon şoförü duruyor.
Yükseltilmiş bir otoyol olarak Jamrock bölgesinin yukarısına, oradan da sonu gelmez Faubourg sokaklarına gidiyor. Yukarısında yeni ve eski binalar, havada motorların gürültüsü var.
Yol kilometrelerce devam ediyor, diğer yollarla birleşiyor, geçitlere veya köprülere dönüşüyor ve çıkmaz sokaklarda aniden bitiyor. Ya da otoyollarda yukarı aşağı akıyor. Toprak üzerinde çapraz çizgiler oluşturuyor...
Göremiyorsun. Şehrin dışında. İleride sis bütün görüşü engelliyor. Soğuk bir esinti yanaklarını okşuyor. Karşında üzgün bakışlı uzun bir kamyon şoförü duruyor.
Denizden soğuk bir rüzgâr esiyor. Dalgalar sahile vurup geri çekiliyor. Balıkçı köyü, etrafında yavaşça nefes alıyor... Uzun, zor yıllar içerisinde fırtınalar ve tuz, ahşap yapıları eskitmiş.
Dalgalar kumlara vuruyor. Buradan uzakta, cam gibi bir denizin üzerinde bir tekne yol alıyor. Tek bir yolcusu var. Uzağında hızlı ve küçük bir gemi var. Yelkenleri beyaz.
Limandaki dalgakıran, dondurucu dalgaların darbelerine dayanıyor. Birçok şey, dalgakırana çarpıp Revachol'un sahillerine vuruyor. Bazıları cansız, bazıları canını yitirmiş... Ürperiyorsun.
Burada bugün neredeyse hiç rüzgâr yok. Ruh, hareketsiz. Önce kollarına, sonra önünde yükselen kayalıklara bakıyorsun...
Altınızda, şehir sağlam kalan ışıklarıyla titreşiyor. İnsanlar evlere koşuşturuyor, evlerden dışarı koşuşturuyor, sigara içiyor, uyuyor, duşta şarkı söylüyor. Işıklar kapanmadan önce pencerelerden yemek masaları, eller, sallanan örtüler görünüyor.
Öksüz semtin ışıkları teğmenin gözlüğüne yansıyor. Revachol halkı işten eve dönerken doğudan batıya doğru otoyoldan geçen kırmızı ve turuncu ışıklar ipe dizilen incileri andırıyor. Yarın salı, pazartesi bitti.
Öksüz semtin ışıkları teğmenin gözlüğüne yansıyor. Revachol halkı işten eve dönerken doğudan batıya doğru otoyoldan geçen kırmızı ve turuncu ışıklar ipe dizilen incileri andırıyor. Yarın salı, pazartesi bitti.